Tanrı Nerede? Göklerde Mi?

Tanrı'nın Şehri Nerededir?

Tanrı nerede? Bu soru, masum bir merak değildir. Yer sorusu, varlığa sınır çizer. Çünkü “nerede” dediğimiz anda bir koordinat isteriz; bir yön, bir yükseklik, bir mesafe. Mekân, varlığın kabuğudur. Kabuğu olanın dışı da vardır.

Buna rağmen kutsal metinler Tanrı’yı göğe yerleştirir. Yukarıyı işaret eder. Arş der, taht der, bulutlar arasından geliş der. Kıyamet günü taşınan bir taht tasviri yapar. Gecenin bir vaktinde dünya göğüne inişten söz eder. Sözcüklerin yönü hep yukarıdır.

Fakat aynı metinlerde Tanrı’nın zamandan ve mekândan münezzeh olduğu da söylenir. İşte gerilim tam burada başlar. Eğer Tanrı mekansızsa, neden mekân diliyle anlatılır? Eğer gökte değilse, neden “gökte olan” denir?

Bu yazıda, bu soruların etrafında dolaşmayacağız. Sözü doğrudan, metinleri kendi ifadeleriyle tartışan Turan Dursun’a bırakacağız. Çünkü mesele yorum değil; metnin kendi içindeki açık beyanlarıdır.

Tanrı Nerede? Göklerde Mi? sorusunu alegorik olarak resmeden sahnede sekiz figür boş bir tahtı göğe doğru taşırken insanlar merdivenlerle kubbe biçimli gökyüzüne ulaşmaya çalışıyor, yerde çatlamış bir kabuk yer alıyor.

Kur’an’a göre Allah nerededir?

Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz?Mülk Suresi 16-17 ayet.

Gökte olan kim? Tanrı. Demek ki Tanrı gökte. Demek ki Tanrı’nın bir yeri yurdu var.

Buna karşılık şu soru sorulmuştur: “Tanrı gökte olsa, Tanrı’nın gökten küçük olması gerekir. Bu nasıl olur?” Kur’an’ın bizzat kendisi Tanrı’nın açık adresini beyan etse de, pek çok yorumcu bunu Tanrı’ya yakıştıramamıştır. Zorlamalı yorumlarla sis içinde kalan bir vaka.

Onlar, Tanrı’nın ve meleklerin gölgeli bulutlar içinde gelmesini beklerler. Ve işlerinin bitirilmesini.” Bakara 210

Tanrı’nın bulutlar içinde gelmesi Tevrat’ta da var. Kaynak da zaten orası.

Kur’an’da yeri ve gökleri yarattıktan sonra Tanrı’nın arşa dayandığı bildirilir. Hadislerde de “ARŞ”ın, göklerde bulunduğu bildirilir. Tanrı’nın arştaki tahtını sekiz melek taşır. Miraçta da Hz. Muhammed Arşa çıkarak Tanrı ile görüşür.

İlk çağların ilkellerinin de çağdaş ilkellerin de Tanrı’larının yeri göklerdir.

Hakka Suresi 17. Ayette, kıyamet günü Tanrı’nın, “tahtını taşıyan sekiz melekle geleceği” yazar.

Peygamber: “Efendi Tanrımız her gece, gecenin üçte biri kaldığında, Dünya Göğüne iner.” der.

Tanrı’nın dünya göğüne (1. Kat Göğe) inmesini Tanrı’ya yakıştıramayan yorumcular, “te’vil” yoluna sapıp yorumlarla durumu kurtarmaya çalışırlar.

Kaynak: Turan Dursun – Din Bu

Tanrı nerede sorusu, metinlerin iç mantığını zorladığında ilk karşımıza çıkan kavram “Arş”tır. Çünkü göğe yerleştirilen Tanrı tasvirinin merkezi, Arş’tır. O hâlde Allah’ın ilk yarattığı Arş nedir? “Tanrı’nın tahtıyla sarayına, Kur’an dilinde ‘ARŞ’ denir…” Turan Dursun ile devam edelim.

Allah'ın ilk Yarattığı Arş Nedir?

“Tanrı’nın tahtıyla sarayına, Kur’an dilinde ‘ARŞ’ denir. Arş, sözlük anlamıyla ‘tavanlı yapı’ demek. ‘Taht’ saray anlamında kullanılır. Eski gök biliminde ‘gök’ demek olan ‘felek’ler 9’dur. ‘9. Felek’e ‘Feleklerin Feleği’, ‘En Büyük Felek’ ve ‘Atlas Feleği’ diye adlar verilir. İşte din dilindeki ‘Tanrı’nın Arşı’ da budur.

Ayetlerde Tanrı’nın ‘Arş’a dayandığı’ (istiva), yani ‘tahtına, sarayına geçip kurulduğu’ anlatılır. Ne var ki kelamcı Müslüman yorumcuların birçoğu, bunu Tanrılık için uygun görmez ve akılla bağdaştırmaz. Bu nedenle durumu kurtarmak için sözleri, kendi gerçek anlamlarının dışına çıkarıp yorumlarlar.

Ne var ki bu ‘te’vil’ yolunu ‘Selef’ adı verilen eski İslam uluları benimsemezler. Hadisçilerden İmam Malik ve İmam Ahmed bin Hanbel’in görüşü şöyledir: ‘Tanrı’nın istivası (yani sarayında tahtına geçip kurulması) malumdur (bilinir), nasıl olduğuysa meçhuldür (bilinemez).’

Kelamda olduğu gibi usulu’l-fıkh denen İslam hukukunda da bu konu, anlaşılması en güç sayılan (müteşabil) konular arasındadır. Böylesi kapalı konuları yalnızca Tanrı’nın bilebileceği ileri sürülür ve bu görüş “eskiler’e” (selef) dayandırılır. İbn Teymiyye’ye göre, ne zorlamalı yorumlara sapılamlı ne de yalnızca tanrı bilir demeli; sözlerden ne anlaşılıyorsa o öylece alınıp kabul edilmeli.

Allah'ın İlk Yarattığı Arş Nedir? sorusunu alegorik biçimde betimleyen sahnede gök kubbe altında boş bir taht, tartışan İslam âlimleri ve arşa yönelen işaretler yer alıyor.

Kısacası Tanrı’nın Arş’ı denince anlatılmak istenen “Tanrı’nın tahtıyla sarayı”dır ve ayetlerden Tanrı’nın buraya geçip kurulduğu bildirilir.

Hz. Muhammed’in bir açıklamasına göre: “Güneşin karar yeri” de “Arş’ın altı“dır. Muhammed, “GÜNEŞ”in her gün bu “karar yeri”ne vardığını, batışının böyle olduğunu, burada secde ettiğini, sonra Tanrı’nın buyruğuyla dönüp yeniden doğduğunu anlatır.

Ne var ki Muhammed’in bu açıklaması, Arş’ın nerede olduğuna ilişkin açıklamalarıyla çelişir durumdadır. Çünkü yine kendisinin açıklamasına göre, Arş, yedi kat göğün de, hepsini kuşatan Kürsi’nin de ötesinde ve üstündedir. Sağlam hadislere göre bunların hepsi olağanüstü büyüklükte birer “maddi cisim”dir. Öyleyse “GÜNEŞ” in “karar yeri” (varış yeri) nasıl olur da “ARŞIN ALTI” diye gösterilebilir?

Muhammed’in bir açıklamasında da “ARŞ“ın, “CENNET“in üstünde olduğu anlatılır.

Peki, “yer, gök ve cennet yokken” nerede ve neyin üzerinde bulunuyordu bu “Tanrı’nın sarayıyla tahtı?” ARŞ neyin zerindeydi o zaman?

Sorunun karşılığı, Hud Suresinin 7. ayetinde: “SU üzerindeydi.”
Kuran’ın bu açıklamasının kaynağı ise Tevrat: “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı. (…) ve Tanrı’nın ruhu, suların üzerinde hareket ediyordu…” deniyor.

Arşın üstünde ne var sorusunu alegorik biçimde gösteren sahnede sekiz dağ keçisi ön planda Arş’ı taşırken üst katmanlarda kozmik deniz ve gök katları yer alıyor.

Kur’an’a göre ‘Arş’ın meleklerden taşıyıcıları da vardır. Kimi Müslüman yorumculara göre bu taşıyıcıların sayısı şimdilik 4’tür. Kıyamette ise bu sayı 8 olacaktır (bkz. Hakka Suresi 17).

Muhammed, açıklamasında bunlar için ‘8 dağ keçisi’ der. Ve bu açıklamaya göre bu 8 dağ keçisi bugün de Arş’ı sırtlarında taşımaktadır.

Hadisin özeti şöyledir: Dünya ile birinci gök katı arasındaki uzaklık 71–73 yıllıktır. Muhammed’in bir başka açıklamasına göre ise bu uzaklık 700 yıllıktır. Her iki gök katı arasında da bu kadar uzaklık vardır. Hepsinin üstünde bir deniz bulunur; derinliği iki gök katı arası kadardır. Bunların üstünde de 8 dağ keçisi vardır. Her birinin çatal tırnaklarıyla omuzları arasındaki uzaklık, iki gök katı arasındaki uzaklık kadardır. (Bir hadise göre bu mesafe 700 yıllıktır. Bkz. Ebu Davud, hadis no. 4727.) Arş, bunların sırtındadır. Tanrı ise işte bunların üstündedir.

(Turan Dursun – Din Bu, s. 26–28)

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın