Bir Bayram Hikayesi

Bugün Bayram Mı?

bir-bayram-hikayesi

Bugün bayram mı?” diye soruyordu Emine kadın torununa. Bunu sorarken yüzüne bakmamıştı. Bembeyaz saçlarını kaşıyıp eşarbını düzeltti. Gözleri odanın herhangi bir köşesine kilitlenmişti. Dalgın gibiydi biraz da. Hayır, anneanne dokuz gün var daha, diye yanıtladı torunu. İyice umutsuzluğa kapılan yüz çizgileri pencereden akan ışığa yöneldi. “Dokuz gün mü var? Dokuz gün demek…” Yatağın içinde kendini geriye çekip sırtını duvara dayadı. Yetmiş altı yaşındaydı ya en fazla altmışında gösteriyordu.

Torunun adı Elif. Gözlerini ve duygusal zekâsını anneannesinden, dinginliğini ve inatçılığını da dedesinden almıştı. Genç ve gelecek vaat eden iddialı bir hâkim adayıydı aynı zamanda. Eskişehir’den beş günlüğüne gelmiş, bu karara da son anda karar vermişti. Aile bağlarına önem verir, yaşlıları da bir başka severdi hani.

Dedesi Hüseyin Efendi bir tabak dolusu meyveyle içeriye girdi. Yetmiş iki yaşındaki bu yaşlı atanın kendisine hizmet ettiğini fark edince, süratle kalkıp o daha iki adım atamadan karşıladı ve sarıldı tabağa. Ama bu yardım talebi kararlı bir dede otoritesiyle (biz yufka yüreklilik diyelim) reddedildi. “De hadi otur yerine, misafir yayılır, ev sahibi hizmet eder.” dedi. Ama torun dedesini bastırıyordu inatçılıkta, bırakır mıydı hiç! Tabağın bir ucunu torun kavramış, bir ucunu dede, tatlı bir çekiş tutturmuşlardı.

Bırakırdın bırakmazdın derken… Hayır düşürmediler: “o halde beraber koyalım masaya.” dedi Elif. Öyle de yaptılar. Bir yandan da kırgın bir sesle: “Aşk olsun dede, demek misafir yayılır, ev sahibi de hizmet eder, öyle mi? Şimdi ben senin misafirin mi oluyorum?” diye yakındı. Bu yakınma dedenin hoşuna gitmişti. Nedendir derseniz, hiçbir yakınma, içinde böylesi bir sevgi barındıramazdı! Gözleri sevgiyle okşadı torununu. “Sevgi bazen hizmet donunda gelir torunum. İnsanların niyetlerini tartmalısın, sözlerini değil.” dedi. “Hâkim olunca bunu aklından çıkartma e mi güzel kızım?”

Dokuz Gün Daha Var

Elif bu yaşlı bilgeye uzun uzun, imrenerek baktı. Bunca yıl okumuş ve belki hâkim olduğunda da devleti temsil eden cüppesiyle bakan gözlerde saygı uyandıracaktı ama baştan ayağa deneyimle donanmış bu yaşlı bilge kadar isabetli kararlar verebilecek miydi? Elbet bir gün o da kazanacaktı bu deneyimi.

bayram hikayesi

Elif, anneannesinin yanına oturup başındaki eşarbı çıkarttı ve saçlarını taramaya başladı. Sonra da bir güzel örecekti. Emine kadın tepki vermedi buna. Alabildiğine dingin, kayıtsız bakıyordu. Bu koskoca evin, artık evlat seslerinden ya da torun cıvıltılarından arındığı o uzun kış gecelerinde Hüseyin Efendi yapıyordu bu işi. Eh artık bir erkek olarak ne kadar yapabilirse… Elif düşündü! İlkin anneler evlatlarının saçlarını tarardı, sonra evlatlar annelerininkini… İkincisinde her zaman yalnızlık vardı. Çünkü artık sona geliniyor ve bir evladın annesine duyduğu sevgi, hiç olmadığı kadar doruğa çıkıyordu. Bir kız evladı olarak Elif adeta iliklerinde hissetmişti bunu…

anneler

Başını hafifçe yana çevirip: “Bugün bayram mı?” diye sordu Emine kadın. “Hayır anneanne, dokuz gün var daha.” dedi Elif. İhtiyar kadın yeni bir hayal kırıklığıyla sessizce döndüverdi önüne.

– Anlat bakalım torunum, ne var ne yok, annen nasıl? – Vallahi ne olsun dede, geçen hafta diz ağrılarından doktora gitmişti. Menisküs teşhisi koydular. Haftaya diz kapağından ameliyat olacak. – Üç dört gün önce konuştuk ama ameliyattan filan bahsetmedi! – Bir de bunu düşünüp üzülmenizi istemedi. Zaten yeterince dert var başınızda. -Söylememek olur mu kızım, keşke bizim de haberimiz olsaydı. Böyle şeyler gizlenmez. Sağlık bu, ne olacağı belli olur mu hiç? Hem yaşam güç, belki bir ihtiyaç hâsıl olur. Gelinlik çağa getirdik, yuvasını kurduk ya atalık dediğin de buraya kadar değil ki.

Söylemekle iyi edip etmediğini düşünüyordu Elif. Şimdi üzmemiş miydi onları? Ama annesi bıçak altına yatacakken hiçbir şey yokmuş gibi, iyi ne olsun ellerinden öper, diyemezdi ya. Çok ince düşünürdü bu konularda. Bu haberi bir yandan da kızlarına bu derece bağlı bir babadan, haberler pek iyi yönde olmasa bile saklamayı uygun görmemişti!

Allah İyi Der Mi Hiç?

O ana kadar tüm konuşmalara tepkisiz kalan Emine kadın, ameliyat meselesini duyunca dikkatle kulak kabartmıştı. Kendi kendine konuşur gibi gür ve imalı bir tonda söylendi.

– Allah iyi der mi hiç!

Elifte şok etkisi yaratmıştı bu söz. Ne tepki vereceğini bilemeden elindeki tarağı bırakıp bir dedesine baktı bir anneannesine. Bu öfke dolu sözün manasını anlayamamıştı. Kırılgan ve şaşkın sordu.

Niye öyle söylüyorsun anneanne?

– Niye olacak? – Gözün görmüyor elin tutmuyor, çekil otur bir kıyıya, dedi bana. Başıma da öyle bir bekitti ki sanırsın düşmanına vuruyor. Bunun için mi boya başa getirdim, yemedim yedirdim, içmedim içirdim? Anneye el kalkar mı hiç?

Duyduklarını hangi terazide tartacağını bilemedi Elif. Dedesine baktı. Bakışları işin aslını soruyordu. Bir cevap, ne olursa artık… Ama hayır, doğru olan neyse o konuşulmalıydı. Kırıp parçalasa da yalnız doğrular…

bayram öyküleri

– Yok öyle bir şey çocuğum, anneannene bakma sen. – Ya yokmuş! Aklımı mı kaçırdım, bunadım mı? Gözün görmüyor elin tutmuyor, çekil otur bir kıyıya, dedi. – Ne zaman dedi? – Dedi işte. Ne zaman dediyse dedi. İftira mı atıyorum? – Kızma hanım. Bana biraz öyle geliyor.

Hüseyin efendiden destek bulamayınca tekrar önüne döndü. Yavaşça bir ileri bir geri sallanıyordu. Elif tekrar saçlarını taramaya başlayınca devam etti kaldığı yerden.

– Öyle geliyor! Vurmasa vurdu der miyim? Ne düşmanlığım var? Bir de en yan yürek kızım oydu. Anam anam derdi de başka bir şey demezdi. Sonra ne olduysa ezrail kesildi. Öyle bir vurdu ki depeme, başım yarıldı sandım. Haram olsun emzirdiğim süt. – Akşam akşam beddua edip benim de canımı sıkma Allahını seversen.

İnsan en Çok Kimi Seviyorsa...

Yine suskunluğa büründü Emine kadın. Söylediği şeyi bir türlü kabul ettiremiyordu. Ettiremiyor ama söyleminde de ısrarcıydı. Öyle ya, neredeyse kafasını yaracaktı kadıncağızın!

Elif az çok anlamıştı durumu. Anneannesi altı yıl evvel basit bir baş dönmesi sonucu düşüp bayılmış ve bu sırada kafasını yere çarpmıştı. Beyninde oluşan bir hasar sonucu önce felç geçirip bacakları tutmaz olmuş, sonra da gözlerini kaybetmişti. Beynine pıhtı attığını söylemişti doktor. Malum bir de yaşlılık, zihni de kararmaya başlamıştı zamanla. Eski anılar hatırlanmaz olmuş, doğruyla yanlış birbirine girmişti. Anneannesine çok düşkündü Elif. Bu kadar sevgi, bir anlığına bile olsa aklını bulandırmaya yetmişti. Annesinden kuşkuya düştüğü için aptal gibi hissetti kendini. Ama esasen ne olmuş ve nereden çıkmıştı şimdi bu söz? İyiden iyiye meraklandı.

– Yapmamıştır be anneanne.

Emine kadın buna cevap vermedi. Bu defa dedesine dönüp işin aslını ondan öğrenmeyi denedi.

bayram hikayeleri oku

– Kızım, geçen kış Şenay teyzenlerdeyken bir akşam oturmuş güzel güzel sohbet ediyorduk. Sonra anneannen bir köy türküsü tutturdu ki ille de ille köye, evimize gidelim: burada ne yapıyoruz demeye başladı. Üç dört gün sürdü huysuzluğu. Annen de dedi ki: “soğuk evde ne yapacaksınız, ne güzel yaza kadar kalın burada. Soba doldur, yemek yap uğraşmayın. Yaz gelince yine gidersiniz.” Ertesi gün bu masalı uydurdu anneannen. Belli ki zoruna gitmiş. Zoruna gidecek ne varsa artık? İnsan en çok kimi seviyorsa onun canını yakar olmalı. Daha çok ilgilensin, sevgi göstersin diye. Kızlar arasında en çok anneni sever bilirsin. Aslında biraz da kafa gitti torunum, ondan.

Son cümleyi kısık sesle söylemişti ama Emine kadın duymuştu bunu. Yüzünü asıp ters tarafa döndü:

– Hee aklımı kaybettim. Şunun dediği lafa bak. – Bak, işine geleni nasıl da duyuyor.

Emine kadının hoşuna gitmişti bu söz. Öfkesi bir anda sevince bulanmış, bu defa Hüseyin efendiye takmıştı kafayı. Fırsat bu fırsat iyice verip veriştirdi. Dar zamanlarda belli ki pek fırsat bulamıyordu buna…

Sağdan soldan konuştular. Elif’in okulundan ve özellikle evlilik vakti geldiğinden, eşten dosttan derken yine çocuklara geldi konu. Bir ara en büyük oğulları Hüsamettin’den bahis açıldı. Emine kadın dargındı ona. Yıllar vardı ki yalnız birkaç kez aramış, geri kalan günlerde ise anne nasılsın, sağlığın sıhhatin nasıl diye sormamıştı. Bastı kalayı.

Bugün Bayram Mı Kızım?

bayram-masalları

Birkaç saat geçti aradan. Elif anneannesinin saçını bir güzel örmüş, sonuncu örgüdeydi sıra. Saat bayağı ilerlemiş, bir ağırlık çökmüştü üzerlerine. Beş on dakikadır sessizdi oda. Galiba konuşacak sözü tüketmişlerdi. Emine kadın başını usulca çevirip, bugün bayram mı, diye sordu.

– Hayır, anneanne, dokuz gün var daha.
– Gidince annene usulca de ki, barış de. Ben sözümü geri aldım, sütümü de helal ediyorum. Bayramda çıksın gelsin. Önce gelirse önce gelsin.
– Ne o hanım, hani başına vurmuştu?
– Vurmadı vurmadı! Başıma kıçıma vurmadı. Gelsin barışalım. Hem önümüz bayram. Daha kaç sene yaşarım güzel kızım! Ya gelir de evi boş bulursa? Ya küs gittim sanırsa! Annem diye ağlayınca toprağın altında nasıl yatarım! Yoo küs değilim, sen de küs değilmiş, de ki gelsin. De kızıma.
– Tamam anneannem, derim.
– Tıpatıp böyle de.
– Tıpatıp böyle derim.
– Bayramda mı gelecek?
– He anneannem, bayram da gelecek.

Tekrar sessizliğe büründü oda. Ağırlaşan uyku üçünün de göz kapaklarına çöreklenmişti. Emine kadının söylediği son sözler, yutkunması zor bir lokma gibi gelip takılmıştı boğazına Elif’in. Annesini düşündü. Düşünceydi işte, belki de zihninin yaptığı bir oyun, işittiği şu sözler karşısında bir eşitlik sağlamak adına, benzer bir acıyı düşünmeye zorladı onu. Henüz yaşamakta olan annesini: yani bembeyaz bir kefenle dört koldan daracık bir mezara indirilişini! Gözleri buğulandı. Dahası, bunu o kadar derinlerde hissetti ki bu hissi defedecek bir fikir bulamadı.

Örgüyü bitirdiğinde saçlarını okşadı. Bir ileri bir geri usul usul sallanıyordu Emine kadın. Gözleri pencereden dışarıya bakıyordu. Karanlığın içinde, hüzünlü bir pencereden uzaklardaki ufka… Ağırlaşan gecenin içinde ilk kez sordu torununa: “Bugün bayram mı?” Torunu titreyen, çatallaşmış sesiyle cevap verdi: “Hayır anneanne, dokuz gün var daha.

Günay Aktürk
05.01.2017
Ankara