Radikal Terör Örgütleri Nasıl Ortaya Çıkar?
Radikal Terör Örgütleri, çoğu zaman bir ideolojinin değil; bir boşluğun ürünüdür. Devlet otoritesinin zayıfladığı, hukukun askıya alındığı ve ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği coğrafyalarda radikalleşme hızlanır. Peki radikal anlayış nedir ve bu anlayış nasıl silahlı yapılara dönüşür? Radikal terör örgütleri yalnızca dini motivasyonla mı ortaya çıkar, yoksa sosyolojik kırılmaların kaçınılmaz sonucu mudur?

Tarih bize gösteriyor ki güç boşluğu oluştuğunda, bu alanı dolduracak yapılar gecikmez. Irak’ta Saddam rejiminin çöküşü sonrası ortaya çıkan yapılanmalar, Suriye iç savaşıyla güç kazanan DAEŞ (IŞİD) örneği ya da Afrika’da 350 etnik kökene ayrılan Nijerya’nın Boko Haram’ı yaratması. Ne tesadüftür ki ülkenin kuzeyindeki bu zombiler tam da yoksulluk ve eğitimsizliğin içinde doğdular. Mesela Afganistan’da ortaya çıkan Taliban Somali’de güç kazanan Eş-Şebab, Lübnan’da İsrail işgali sonrası şekillenen Hizbullah ve Afganistan–Pakistan hattında doğan el-Kaide… Hepsi de eğitim ve yoksulluk gibi ortak genlere sahipler. Hatta İslam’ın tarih sahnesine çıktığı ilk dönemde ehlibeyte kan kusturan “Hariciler” de çöllerde yaşayan bedevi Araplardı. Onların cehaletleri de derin yoksulluğun ve eğitimsizliğin izlerini taşıyordu.

Terörün türleri nelerdir sorusu kadar önemli olan bir başka soru şudur: Radikalleşme ne demektir ve hangi toplumsal koşullarda hız kazanır? Bu yazı, radikal terör örgütlerini bir “zombi istilası” metaforuyla ele alırken, meselenin arkasındaki politik ve tarihsel dinamikleri tartışmaktadır.
Radikal Anlayış Nedir? Selefi ve Harici Zihniyetin Tarihsel Kökeni
Bizim coğrafyamız da esasen bir zombi istilası altında. Bu istila bizzat evrensel cihat yapmak gayesinde olan, günümüzde “selefiler” olarak adlandırılsalar da esasen tarihi motivasyonlarını “harici” zihniyetinden alan bir zihniyettir. Üstelik topun ağzında sadece seküler bir hayat tarzı benimsemiş olan laikler, ateistler, deistler, demokratlar ve sosyalistler de yok. Dört mezhebe mensup kitleler de var. Daha da ileri giderek söyleyebiliriz ki dini yapılanmalar da bu topun ağzında. Zira İslam tarihi boyunca gerçekleştirilen ayaklanma sonucu ortaya çıkan 27 savaşın 23’ünden bu Harici kitlesi sorumlu. Tam da burada durup bu konuyu başka bir makaleye saklayalım.

Devlet otoritesinin gücünü kaybettiği yerde ülkenin bir anda zombiler tarafından kuşatılacağı gerçeğini asla unutmayalım. Bir ülke ne kadar çok etnik kökene ayrılırsa, bölünerek parçalanma tehlikesine o kadar fazla yaklaşır. Kargaşaya müsaittir çünkü. Aslında asıl fitne çıkartmak da budur. Fitnelik, çeşitli ırklara ve dini bölünmelere gitmektir. Bu olduğu zaman kazanan taraf asla bu bölünen taraflardan biri olmaz.
Bu ülke için asıl tehlike “evrensel cihat” naralarıdır. Bunu görmek için cihat istemiyle bölünen ülkelere bakmak gerek. Şeriat çiçeklerle gelmez. “Kan dökülmeden devrim olmaz” deyimi gibi. Ortaya çıkacak olan tek şey korku, baskı, cehalet, biat ve insanlık dışı eylemler olacaktır. Kahin olmaya gerek yok. IŞİD’in kontrolü ele geçirdiği bölgelerde yaptığı ilk şeyin tarihi yerleri ve sanat eserlerini parçalayarak büyük meydanlara ezidi kadınlar için kurdukları köle pazarlarını unutmayalım.
Radikalleşme Ne Demektir? Şeriat Romantizmi ve IŞİD Gerçeği

Belki “Gerçek İslam bu değil” diyorsunuzdur ama başımıza ve başınıza gelecek olan bu. Motivasyonu iyi kavramak gerek. Bu insanlar peygamber dönemindeki hayat tarzının tekrar hayata geçirilmesini istiyorlar. Yani peygamber Muhammed’in yaşam tarzını taklit etmek. Katı şeriat kuralları. En ideal Müslüman benim diyene bile Cumhuriyeti özletecek bir sistem. Köle pazarlarını, cariyeliği, çocuk yaşta evliliği özlüyor ve istiyorsanız o başka. Kaldı ki gerçek İslam dediğiniz o hayalinizdeki rüyayı yaşayabilmenizin imkanı da yok. Zira bir şeriat ülkesindeki din, liderin algıladığı dindir. Yani sevgili liderinizin anladığı din her ne ise sizler de o dini yaşayacaksınız. Hayır mı? İslam “rivayetler” dini olduğu için bir kılıfına uydurup sizi o yola sokacaktır, hiç merak etmeyin.
Radikalleşme Nasıl Önlenir? Devlet İnşası ve Terörle Mücadele
Son olarak Stephan ROSINY‘nin “İslam Devleti Halifeliğinin (IŞİD) Yükselişi ve Çöküşü Adlı Makelesinin şu son bölümlerini dikkatle okumalısınız:
- Cihatçı savaşçıların anavatanlarına dönüş süreci kontrol altına alınmalı, yeni katılımlar engellenmeli ve cihattan ayrılmak isteyenler için güvenli çıkış yolları oluşturulmalıdır.
- Selefi kolundaki Sünni ilahiyatçılar, cihatçıların ideolojilerini romantizm dışına çıkarmalı ve bütün vatandaşları için kapsayıcı bir devlet düzeni sunan akli bir siyaset anlayışına izin veren bir teoloji sunmalıdır.
- Batılı devletler, devlet inşasına daha etkili bir yardım sağlamalıdır. Sadece terörizme karşı mücadelede askeri müdahale için değil; ortaklığa dayanan siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliği sunmalıdır. (Kendi yarattıkları IŞİD’i yok etmek için kurdukları koleksiyona atıfla söylüyor)
- Gereken önlemler alınmadığı takdirde Orta Doğu toplumlarındaki derin ayrışma -el-Kaide ya da IŞİD gibi- küresel haklarını kaybetmiş bir toplumu kolayca cezbeden ve onları yeni bir kurtuluş tasavvuru etrafında kolayca silah altına alan radikal hareketlerin yuvası olmaya devam edeceklerdir. Ayrıca selefi doktrine göre Peygamber Muhammed’in “cihat döngüsü”nü başarıyla gerçekleştirme projesini sürdürmek için kısa zamanda başka “sözde halifeler” çıkacaktır.
Stephan ROSINY
İslam Devleti Halifeliğinin Yükselişi ve Çöküşü