Bir Virüsün Ete Kemiğe Bürünmüş Hali

Yüzlerce doktor tarafından tedavi edildi de bedenim, tek bir neşter darbesiyle ruhumdan içeri girmeyi beceremedi hiçbir cerrah! Karşılaştığım bütün hekimler sol yanımı deşerek kendilerini tedavi etmeye çalıştılar. Bir gece yarısı yarı canlı bir halde masada yatarken ben, o soğuk zemine acımasızca devirdi de beni, soylu ya da soysuz bir yabancıyla sevişmeye koyuldu hekimin biri.
O günlerde sürekli olarak şu alıntıyı tekrarlıyordum oysa: “Hayatım artık senindir. İhtiyacın olduğunda gel ve onu al!” Nedir bu yarım yamalak işler, bu beceriksizlik, adam sendecilik? Bu dünya kirli bir şehir hastanesi. Hakikî hekimler nerede? Kulağıma çalınmıştı geçenlerde. Bir çoğu çook ötelerde, sınır ötesindeki bir savaş cephesinde!
Gördüm onlardan bazılarını. Döndüklerinde ölümcül yaralar almış, bir çoğu da bırakmıştı hekimliği. Çocuk yapmıştı bazıları. En azından buydu işin kârı. Kimisi zıpkınla vurulmuş, kimisi de vurgun yemişti dip dalgasından. Olta diyordu içlerinden en acılı olanı, bir anda avlandım sazan gibi!
Kitabın birinde okumuştum bir zamanlar aşağıdaki dizeleri. Sanırım Longfellow:
“Deniz durgun ve derin
Kucağına aldığı her şey uykuda
Tek bir adım ve her şey bitecek
Bir atılış, bir kabarcık ve sonsuzluk.”
İyileşirsin. Önce hastalanıp sonra iyileşen kıymetli bir hazinedir gözümde. Tüm bunların dışında bir de yalancı hastalar vardır. Hekimler kadar günahkardır onlar da. Bir virüsün ete kemiğe bürünmüş halidir. Bakarsın, “En kıymetli hazinem!’ filan dersin. Sen aşk mı sandın bütün bunları? Bütün bunlar bay penis ile bayan vajina arasında geçen hastalıklı diyaloglardır. Asıl aşkın, aşk geçtikten sonra başlayan bir şey olduğunu söyleyen bilge ne güzel söylemiştir! Her şeye rağmen gereklidir bunlar.
Doğası gereği tutku, bir üreme aldatmacası olsa da bizleri dünyaya bağlayan şeyler tensel ve tinsel gereklilikler değil midir? Zaten gerçek diye kabullendiğimiz ne varsa gerçeğin soluk birer kopyası değiller midir? Ne çelişkidir ama! Görüyorum insanı. Bir dizi ilkel komutlarla çalışan organik maddeleriz. Üzerine giydiğimiz çıplak bedenin ihtirasları bu gerçeği iyi saklıyor. Bir de etkileyici suretlerin çekimi tarafından eklenmiş tanrısal yakıştırmalar var. Bütün bunlara 21. yüzyılın medeniyetini de katarsak cennet kaçakları olduğumuza inanmamak için hiçbir sebep bulamaz olduk. Yani neredeyse!
Günay Aktürk